Sahil kıyısında küçük bir kafede oturuyorum. Bakışlarım yoldan geçenleri, yan masalarda oturan insanları inceliyor iğneden ipliğe…
Beni asıl ilgilendiren denizin dibinde köşeye çekilmiş gazetesini okuyan genç… Uzunca bir süredir onu inceliyorum. Bugünkü gazeteyi okuyor. Tabii ben daha önceden okudum. O sayfaları çevirdikçe haberler gözümün önüne geliyor. İlk okuduğu şeye göre onun hayat standardını, gördüğü eğitimi, dünya görüşünü, hatta bir dereceye kadar, ruhsal durumunu bile anlarım. Kimi önce yeni haberleri, kimi film eleştirilerini, kimi de intihar haberlerini okur.
Bunlardan, eğer yapabilirseniz ilginç sonuçlar çıkarmak mümkündür. Anlayanların önünde, gazete okuyucuları açık bir kitap gibidir.
Dinleyenlerinin yanında insanlar da anahtarları elinizde olan kilitli bir sandık gibidir. Söylediklerinizle yönetirsiniz insanları. Veyahut dinlediğiniz kadarını öğrenirsiniz. Bunun ikinci adımı ise anlattığınız kadarını karşıdan alırsınız.
‘Sevdiğiniz kadar sevilir; değer verdiğiniz kadar değer görürsünüz’ Can Yücel’in dediği gibi…
Küçük bir kız çocuğuydum tanıştığımda; alt tarafı gözleri parlak ve dolu dolu olan bir çocuktu. Etkileyiciydi konuşmalar, davranışlar. İlgiyi kendi üzerinde rahatça topluyordu. Bir çocuk için fazlasıyla iddialıydı. Bir zaman sonra hayatıma direk giriş yaptı. Yeni bir dönem, labirent atlamıştım ve hayat biraz daha zorlaşmıştı benim için.
Alışkanlıkların etkisinden kurtulmak, daha akıllıca düşünme zamanıydı. O küçük kız o çocukla büyüdü. Zaman onu değiştirdi tek değişmeyen çocuğa karşı duyduğu derinlemesine olan sevgi.
Ayrı yollar yerine aynı yolu kullandılar yan yana. Vazgeçmediler yollarına devam ettiler. Yol uzuyor. Virajlar yerine bildikleri yoldan dümdüz devam ediyorlar…
Yolları yine o kafeye düştü. Ve şimdi karşısındaki adamın gazetesi yerine kendine odaklanmıştı.
Ayağa kalktı yanına doğru yol aldı ve o gencin önünde dimdik durdu ve boynuna sarıldı…
Sana içimi dökebilir miyim?
28.09.2010
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder